Tracer 700 ile Cennet Coğrafyalara

Created with Sketch.

Tracer 700 ile Cennet Coğrafyalara

“Bütçeniz ne olursa olsun, şehirden çok kopmadan huzur barınızı yükseltecek enfes bir rota ile tazelenmeniz, şehrin gürültüsünden mehtabın sessizliğine uzanmanız mümkün.”

Kardüz-1.jpeg

Uzun bir yolculuktan İstanbul’a yeni dönmüşken, Tracer 700’üme atladığım gibi rotamı yaylalara doğru çevirdim; çünkü yükseklerde olmak gibisi yok. İlk durağım, sabahları inek çanlarıyla uyandığım, hazır telefon, internet hiç çekmez iken kendime sınırsız zaman ayırdığım Pürenli Yaylası oldu. Düzce’ye 28 kilometre mesafede, yeşilin tondan tona büründüğü bu yaylada beni mest eden ve motosiklet tutkunu okurları da eminim ki etkileyecek olan, yüzlerce kilometre tepmeksizin Karadeniz havası soluyabilmekti. Elbette Doğu Karadeniz’in büyüsüne diyecek yok ama amaç bu zamansızlıkta birkaç günlüğüne şehir gürültüsünden uzakta temiz hava solumaksa eğer, Düzce de iyi bir alternatif. Sonuçta yeşil aynı yeşil, oksijen aynı oksijen…

Bolu-1.jpeg

Yola çıktığımdan beri kullandığım aracı değiştirmek (kurtulmak) dilimden düşmüyordu ve sonunda güzel bir fırsatla tekrar motosiklet sürmeye başladım. Nasıl özlemişim anlatamam. Keyif alarak gidiyor olmanın tadı çok başka. Şimdiden çok sevdim söyleyeyim. :)

Balıklı-2.jpeg

Boxer’ı alıp yola düştüğüm ilk zamanlar ekonomik olduğu için tercih etmiştim, 40.000 km sonra mantıksız bir iş olduğunu kabul ettim. Daha güçlü ve kesinlikle rahat bir motosikletle çıkılmalı. Olmuyorsa da bisikletle yola düşmeli, daha sağlıklı ve keyiflidir eminim.

Özet geçmem gerekirse: Temmuzun sonunda uzun soluklu bir yolculuğa çıkmıştım. Beş bin kilometreden fazla yol alıp, sürekli kamp yaparak yedi ülke gezdim. Çok yakın zamanda kaldığım yerden devam edebileceğim için de kısa süreliğine ülkeye döndüm. Mantıklı sebepler var çünkü. :)

Balıklı-4-Geniş.jpeg

Hem havalar soğumaya başladığından -kışlık ekipmanları almak için- hem de bir süre Tracer 700 ile yolda olabilmek için ülkemdeyim. Vize sürecini bekliyorken kısa bir yolculuk yapacağım.

20160904_090747_Pano-01 kopya.jpg

Yamaha Tracer 700’ü uzun soluklu test ediyorken aynı zamanda yeni kamp yerleri keşfedip, kamp haritamı yeşillendireceğim. En sevdiğim yaylalardan biri olan Pürenli’deyim. Kış gelmeden tadını çıkarmalı!

Pürenli-1.jpeg

Pürenli, Düzce yaylalarının şahı.

Balıklı-3.jpeg

Fabrika çıkışı gelen Michelin Road 4 yol lastikleriyle, özellikle de o kocaman 180’lik arka tekerle zirvelere doğru çıkmak pek akıllıca. Yine de beklediğimden çok daha dengeliydi. ABS kapatılabiliyor olsa inişler daha az eğlenceli olurmuş, böylesi daha iyi. :) Hepsi bir yana, lastik masrafı olmayan motorlar da varmış ne güzel.

20160904_131001_HDR-01-01 kopya.jpg

Düzce’nin yaylalarına ise diyecek yok, Kardüz de enfes. Buralar kesinlikle kamp cenneti hem de İstanbul’a çok yakın. Doğu Karadeniz’in yaylaları kadar yüksek olmasalar da seviyorum ben.

Kardüz-3.jpeg

Tek kötü yanı, yerleşimin olduğu yerlerde çok çirkin yayla evlerinin yapılmaya çalışılmış olması. Bir denetim olmalı ve çöp konteyneri görünümlü barakalara izin verilmemeli diye düşünüyorum.

20160904_164246_HDR-01.jpeg
Güzergahımda trafiğe kapatılan yollardan geri dönüp alternatif olarak sunulan yollardan giderken aklımda hep aynı huzursuzluk: Neden geçmeyi denemedin?

20160904_090812_HDR-01-01.jpeg
İyi bayramlar! :)

Bolu-2.jpeg

Tracer 700’ün hafif olması onu böyle yollarda bile avantajlı kılıyor. Yağ ve yakıt ile beraber toplamda 196 kg. Amacı tabii ki asfalt dışı yollar değil. O bir seyahat motoru, ama keşifsiz seyahat olamayacağını bileninden.

Frig-1.jpeg

Frig Vadisi’ne ilk gittiğimde mutlaka motosikletle de gelmeliyim demiştim. Ve işte geldim. :)

Frig-2.jpeg

Yaylalardan düze inmişken sürüş de hâliyle iki kat keyif vermeye başladı. Açıkçası gözüm yeşile alışmışken buraya uyum sağlamak biraz zor oldu ama Kütahya, Afyon ve Eskişehir üçlüsünün arasında kalan bu vadi, mimarisiyle, mağaralarıyla ve diğer doğal özellikleriyle beni hep etkilemişti zaten. Frig mağaralarını da görür görmez ev belledim, en sıcak havalarda bile serinliğini muhafaza eden kovuklara sığındım. Sözün özü; Frigya medeniyetinin tüm izlerini taşıyan bu vadi, trekking, kamp ve motosiklet için enfes bir güzergâh.

20160905_182730_HDR-01 kopya.jpg
Frig Vadisi’ne gelmek için ne çok sebep var! Farklı bir kamp deneyimi için, bir oyukta kalmaya ne dersiniz?

Frig-3.jpeg
Ne çekiyor bu motorlar benden. :)

Frig-8.jpeg
İnsan virajları özlüyor tabi.
Sanki Tracer’dan önce 40.000 kilometredir düz gitmişim hep.

Frig-5.jpeg
Gerdekkaya Mezar Anıtı

Frig-6.jpeg
Yapıldak Göleti

Frig-7.jpeg
Aslanlı Kaya

Frig-11.jpeg
Ayazini’de gün batarken.

Lavanta-1.jpeg
Salda Gölü öncesi mis kokulu lavanta bahçelerine doğru sürdüm Tracer’ımı usul usul. Benim için ilklerin yaşandığı bir yer oldu Isparta’nın Kuyucak Köyü, mis kokulu lavantalar başımı döndürdü girer girmez. “Güller Şehri” diye bilinir Isparta ama turizme yakın zamanda kazandırılmış lavanta bahçeleri, kentin bu unvanını değiştirecek gibi görünüyor. Talihsizlik ya, hasat zamanı oradaydım, o güzelim kokuları saçan lavantaları dallarında salınırken görmek kısmet olmadı. Benim de, ansızın bastıran baş ağrımı dindirecek bir çimdik lavanta yağımdan başka hiçbir şey kalmadı elimde.

Lavanta-7.jpeg
Hemen her köyde beni karşılayan “malum“ kesif kokudan ziyade Kuyucak köyünde lavanta bahçeleriyle karşılaşmak ne hoş.

20160906_001156-01.jpeg
Geç saate kalınca bildiğim yere kamp atmak daha cazip geldi ve tekrar Eğirdir’deydim. Günler ne de kısa oldu.

20160906_122354_Pano-01.jpeg
Sabah Eğirdir manzarasına uyanıp, hızlıca yola devam.

20160907_152444_HDR-01 kopya.jpg
Afrika tesellisi Çıralı’mızı özlüyor insan. Kısacık da olsa yakınken uğramadan edemedim, normalde planda yoktu bile.

20160908_102923_Pano-01.jpeg
Evde yatağını toplamayı sevmeyen adamın, kamp hayatında -her sabah- katlarca fazlasını severek toplamasının tek açıklaması olabilir: Betonlar içindeki kaba şehir yaşamına isyan!

20160908_103653_Pano-01 kopya.jpg
Afrika çöllerinden sonra sırada Mars var.

Salda-2.jpeg

Ve Salda’dayım! Beyaz ipeksi kumlarından dolayı “Türkiye’nin Maldivler’i” deniyor buraya ama benim için burası Mars. Mars, ne alâka? Söylenen o ki, Salda’daki kaya yapısı ile Mars’ınki benzeşiyormuş, o nedenle Mars! Yine de gönüllerde “Yerli Maldivler” diye taht kurmuş bir kere. Mavisi ve beyazı ile büyüleyici bir görüntüsü var Salda’nın… Gölün şifalı suyundan ya da derinlikte birinciliğinden uzun uzun bahsetmeye pek de lüzum yok esasında. İnternette ufak çaplı bir araştırmayla bu bilgilere kolayca erişebilirsiniz. Kış bastırmadan gölün berrak sularına kendinizi bırakıp o yumuşak kumlara ayak basmanız sizi Salda hakkında ziyadesiyle bilgi sahibi yapacaktır zaten.

Salda-1.jpeg
Mars’ta güvenli sürüş 2 eğitimi veren var mı, ilkini geçtim sıradakini istiyorum? :( Eğitim sonrası coconut suyu ile kutlarız, adettendir.

Salda-5.jpg
“Salda Gölü”

Salda-3.jpeg
“Salda Gölü”

20160909_160304_HDR-01.jpeg
“Pamukkale Travertenleri”

Ulubey-6.jpeg
Bir sonraki durağım Ulubey Kanyonu, bölgede görülmeye değer muazzam yerlerden bir diğeri. Ulubey Çayı’nın beslediği bu devasa kanyon, aslında birden çok kanyonun birleşmesiyle oluşuyor. Büyüklük olarak da dünyanın sayılı kanyonları arasındaymış Ulubey.

Ulubey-7.jpeg
Rüzgarı bol olsa da uçurumun kenarında olmak güzel. Ulubey Kanyonu kamp ve trekking için şahane yerlerden bir diğeri. Aşağısı da en az bu kadar etkileyicidir eminim.

Blaundus-3.jpg
“Blaundus”

Blaundus-1.jpeg
9.000 devir dakikada 75 beygir güç üretirken, 6.500 devir dakikada da 68 Nm maksimum torkuna ulaşıyor. Çok eğlenceli!

Ulubey-3.jpeg
Daha önce kullandığım CBF1000 kadar güçlü değil, ama aradaki ciddi ağırlık farkı, gücü ve hızlanmayı birbirine yakınlaştırıyor.

Clandras-2.jpeg
Hazır oralara gitmişken, Clandras Köprüsü’nü ve Blaundus Antik Kenti’ni de es geçmeyin derim.

20160917_123245_Pano-01.jpeg
Sadağı Kanyonu’nu daha önce duymuş muydunuz? Ben yeni öğrendim ve şaşırdım. Şahane yer!

20160917_133931_HDR-01.jpeg
Su Samurları da varmış ama göremedim.

20160917_142456_Pano-01.jpeg
Orhaneli tarafındaki bu kanyon kesinlikle görülmeye değer.

20160917_152113_Pano-01.jpeg
Kamp için düzgün zemin bulmak pek kolay olmasa da kanyonda kalmak müthiş.

Uludağ-8.jpeg
Mutluluktan bulutların üstünde uçmak!

20160914_105515_HDR-01 kopya.jpg
Son durağım Uludağ-Göller Bölgesi, artık eve dönüş vakti… Başladığım noktadan da yüksekte; 2.330 metre rakımda bir yanım Kilimli Göl, öte yanım sarp, çıplak kayalıklar. Kayakseverler bu bölgeyi kışın tercih edebilir ama dondurucu soğuklar bastırmadan zirveye yürürken -hem de bulutların içinden geçerek- alınan haz da en az kayak yapmak kadar keyifli bana kalırsa. Buzul Çağ’dan kalma göllerin serinliği, taşlar arasından iplik gibi sızan su, o suyun lezzeti… Uludağ beni büyüledi. Yükseklerin gizemine, haşmetine her zaman hayrandım ama bu kadarını beklemiyordum.

Uludağ-7.jpeg
Çadırımı görebilen var mı?

Uludağ-5.jpeg
Aşağıdakiler için hava biraz karamsar gibi gelebilir. Benim içinse iştah açıcı, ama yemekler tükeniyor.

Uludağ-9.jpeg
Evime sadece 170 km mesafede ve Uludağ’a ilk defa geliyorum, ne kadar ayıp.

Uludağ-1.jpeg
Zirvelere giden yollar.

Uludağ-6.jpeg
Gölün olduğu kısımda güneş çok daha erken kayboluyor, hava kararmadan iki saat kadar önce hava iyice serinliyor.

Uludağ-3.jpeg
Eve doğru sürerken kafa radyomda hüzünlü bir melodi çalmaya başlamıştı bile. Tek tesellim bu güzel diyarın İstanbul’a çok yakın olmasıydı. Bu çetin yolu kolaylaştırıp güzelleştiren, sınıfına göre çok hafif olduğundan sürüş kolaylığı sağlayan; yaylalardan vadilere, kanyonlardan tepelere farklı yol şartlarına kolayca adapte olabilen ve düşük yakıt sarfiyatıyla cebimi de güldüren Tracer 700’ümle uzakları yakın etmeye devam edeceğim yine. “Tekerim düz bassın!”

 

Bir cevap

  1. fatih dedi ki:

    Gezide güzel motorda :) tekbaşına gezmek gibisi yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Motosikletim ve çadırımla yedi yıldır yoldayım. Maceralarımı yakından takip etmek istersen: instagram.com/motorumlanet